23 Temmuz 2015 Perşembe

LİDERLİK GELECEĞE İZ BIRAKABİLMEK MİDİR?




Liderlik hakkında on binlerce kitap ve makale yazılmıştır. Hemen hemen tüm yazılanlar iyi bir liderde olması gereken özelliklerde ortak fikirde buluşurlar. Liderlik doğuştan gelir savını öne sürenler ve sonradan da geliştirebilir diyenler aslında ortak bir noktada buluşurlar. O da liderliğin doğuştan geldiğidir. Liderlik kişilik ve karakter özelliğimizin etkisi ile bilgi birikimi ve deneyimlerimizin  de ona eşlik ederek güçlü  bir hitabet ile  kitleleri etkileme  becerisi olarak tanımlayabiliriz. 

Bu benim tanımım. Bu tanıma karizmatik olma özelliğini de eklersek Liderlik tam manası ile vücut bulmuş olur. Elbette iyi bir lider çok okumalı, araştırmalı, zeki olmalı, vizyon sahibi olmalı, çok iyi gözlem ve empati yeteneği olmalı vs. Bunun gibi bir çok kişilik özelliğini bünyesinde barındırabilmelidir. Günümüzde şirketlere baktığımızda genelde CEO olarak tabir edilen üst düzey yöneticilerin bir çoğunda Lider özelliklerinin bulunduğunu görmekteyiz. Siyasi liderleri incelediğimizde ise yukarıda saydığım özelliklerin kimilerinde olduğunu kimilerinde ise bir kısmının olduğunu gözlemlemekteyiz. Dolayısı ile her lider karizmatik lider midir? Sorusu burada karşımıza çıkmaktadır. 

Her lider karizmatik bir lider değildir elbette. Karizma doğuştan gelen bir özelliktir ve herkeste bulunmaz. Dolayısı ile karizmatik liderlerin kitleleri etkileme becerisi olarak diğer lider tiplerine göre çok daha başarılı oldukları tarihi belgeler ışığında anlaşılmaktadır. Bir insan bazen konumu gereği Lider pozisyonda olabilir ve binlerce insana hitap etmek zorunda kalabilir. Bu onun gerçek anlamda Lider olduğu anlamına gelmez. Objektif ve evrensel kriterleri baz aldığımızda bu kişilerin liderlik özellikleri taşımadıkları çok rahat anlaşılabilmektedir. 

Dolayısı ile Lider olabilmek başlı başına güçlü ve özel bir kişilik gerektirir. Her yönetici lider olamayacağı gibi her lider aslında çok iyi bir yöneticidir. Buradaki ayrım çok önemlidir. Yönetici genelde çok daha küçük bir alanın sevk ve idaresi için memur edilmiştir  ve genelde ast üst ilişkileri ve yasalardan doğan otorite gücünü kullanarak maiyetindeki insanları idare eder. Liderler ise genelde yasalardan ziyade liderlik ve kişilik özelliğinin gücü ile çok daha geniş halk kitlelerini sevk ve idare edebilir. 

Bu bariz örnek bile ikisi arasındaki farkı anlamamızda bize yol gösterici olmaktadır. Günümüzde bir çok şirket yanlış İK politikası nedeni ile yeteneğe, yaratıcılığa ve kişiliğe değer vermeyerek mülakatlarda belki de bir çok Lideri eliyor. Liderlik sadece iyi bir üniversiteden mezun olarak etiket yapmak değildir. Liderlik diploma ile ölçülecek bir olgu da değildir. Liderlik yetenektir, yaratıcılıktır, sağlam bir kişiliktir ve cesarettir. 

Bu özellikler ise çoğu zaman uysal eleman arayan şirketleri ürkütmektedir. Eğer şirketinizi geleceğe taşıyacak vizyoner insanlar ile yola çıkmak ve ilerlemek istiyorsanız etikete değil kişiliğe şans verin ve içinizden yeni liderler ve yeni yöneticiler yaratarak  uzak ufuklara doğru yelken açın.

Mesut YÜKSEL

12 Temmuz 2015 Pazar

VİCDAN MUHASEBESİ




Hayatımızın her evresinde çok farklı duygular yaşıyoruz. Okul hayatı sonrası iş hayatında olsun sosyal çevrede olsun bazen kalabalıklar içinde yalnız kalıyoruz. Ömrümüzün ne kadarını tükettiğimizi bilmeden bazen hor kullanıyoruz onu. İş, aşk evlilik derken bir bakıyoruz bir kısır döngünün içerisinde debelenip duruyoruz. Kariyer hırsı, başarı hırsı, para hırsı gibi maddiyata dayalı hedeflerimizin peşinden gideriz çoğu zaman. Hedeflerimize ulaştığımızda ise büyük bir haz duygusu ile ego tatmini yaşarız ve ailemiz ve çevremiz tarafından pohpohlanırız. 

Gurur duyulası bir insan olmayı kim istemez ki? Herkes iyi giyinmeyi, lüks yaşamayı ister şeklinde genel bir kanı var. Peki gerçekten de durum sandığımız gibi mi? Yaratıcının bize bahşettiği ölçüde yaşayabiliyoruz. Onun dışına çıkmak kaderin kırılma noktası mı olur? Neden fakir fakirdir yada zengin zengin olmuştur? Neden başarılı ve iyi insanlar çevresi olmadığı için iş dünyasında hak ettiği yerde değiller? Kendimizi yeterince tanıyor muyuz peki? İnancımızı ve insani erdemleri yeterince uygulayabiliyor muyuz? Kısıtlı ömrümüzde hırslarımız ve nefsimiz bizi kontrol altına almış durumda. Dümeni onlara teslim etmiş bulunuyoruz. 

Yönümüzü onlar tayin ediyor. Bazen gemi kayalıklara bodoslama da girebiliyor yada onları sıyırarak ta geçebiliyor. Yeryüzünde milyarlarca çeşit insan var ve bu da demek oluyor ki milyar çeşit kişilik var. Aslında inanç, felsefe ve akıl bizi erdemli insan olmaya davet eder. Biz bu davete icabet edebildik mi? Önce kendimizi çok iyi tanımalıyız. Sonra olabildiğince donanımlı ve bilgili bir insan olma yönünde elimizdeki imkanlar nispetinde çaba sarf etmeliyiz. Daha sonra da topluma faydalı işler yapan bireyler olabilmeliyiz. 


Aslında toplumun aydınlanması her sorunun temelinde yatıyor. Aydınlanmış insan çevresine de ışık saçacaktır. Böylece toplum cehaletten arınarak daha çağdaş yaşam koşullarını oluşturacaktır. Ömrümüzü tüketirken geriye dönüp baktığımızda nasıl bir iz bırakabildik? İstediğimiz yaşamı elde edebildik mi? Yoksa maddiyattan ziyade maneviyata mı yöneldik? Herkes vicdani muhasebesini yapmalıdır. Hepimizin milyonlarca hatası var ve hiçbirimiz sütten çıkma ak kaşık değiliz.

Ancak başarılı da olsak  ya da  hayat bize istediklerimizi sunma konusunda cömert olmasa da bir kez yaşayacağız ve öleceğiz. Geri kalan ömrümüzde hepimiz en azından şunları yapabiliriz; daha iyi bir insan olma adına çaba sarf edebiliriz, yardıma ihtiyacı olan birilerinin elinden tutabiliriz, bir işsize iş bulması konusunda yardım edebiliriz. 

Yakın çevremizde derdi ve sorunu olan dostlarımıza, arkadaşlarımıza yardım edebiliriz. Sokakta hiç tanımadığımız birine yardım edebiliriz. Örnekler çoğaltılabilir. Bu günden tezi yok kalbi ve vicdani bir arınma yaşayalım ve erdemli insan olmak için çaba sarf edelim. Binlerce insanın böyle düşündüğünü bir düşünün? Toplum başkalaşarak yepyeni insanlık ufuklarına doğru yelken açacaktır.

Mesut YÜKSEL

21 Haziran 2015 Pazar

İŞ ARAYAN MI HAKLI İŞ VEREN Mİ?



Uzun süredir bir blog yazısı kaleme almadım ve biraz kafamı toparlayım istedim. Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi de işsizlik sorunudur. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerine göre işsizlik 7 milyona yaklaşmış durumda. Tabi bu resmi rakamlar. Gayri resmi rakamlara bakacak olursak işsizliğin 10 milyon civarında olduğunu söyleyebiliriz. İşsizler ordusunun olduğu bir ülkede iyi bir işe girmek için binlerce insandan çok daha fazla donanımlı ve yetenekli olmanız gerekiyor. CV niz son derece göz alıcı olsa bile elde olmayan nedenlerden dolayı  iş bulamıyorsunuz. Haliyle isyan ediyorsunuz bu duruma. 

Sürekli eğitim ve kurslar  alarak daha fazla donanımlı bir insan olmak için yoğun emek ve para sarf ediyorsunuz. Sürekli iş başvurusu yaparak şansınızı arttırmak düşüncesi çeşitli kariyer portallarında günün büyük bir bölümünde mesai harcıyorsunuz. Arada mülakat daveti aldığınızda sevinerek iş görüşmesine gidiyorsunuz. Karşınızda bir İK yöneticisi oturuyor ve sizi sınamaya başlıyor. Sorular ardı ardına sıralanırken siz de kendinizce cevaplar veriyorsunuz. İK cı size daha görüşecek adayları olduğunu ve olumlu bulunmanız halinde 2. görüşmeye çağıracağını söylüyor ve elinizi sıkarak yüzünde bir tebessüm ile size kapıya kadar eşlik ediyor. Sonra siz bekleme aşamasına geçiyorsunuz. 

Ne arayan var ne de soran? Bu olayı aşağı yukarı binlerce insan sürekli yaşıyor. Elenme sebebiniz mi? O asla size bildirilmiyor. Tecrübesizliğinizden, yaşınızdan, cinsiyetinizden, verdiğiniz cevaplardan  hatta İK cının size kıl olmasından, gıcık olmasından, sizi rakip olarak görmesinden vs.vs. olabiliyor. Bu seçeneklerden herhangi biri nedeni ile elenmiş olabilirsiniz fakat size geri bildirimde bulunulmadığı için bu bir sır olarak kalıyor. Bu durumun getirdiği tehlike şudur; Bir sonraki görüşmelerde aday neden elendiğini bilmediği için aynı hataları yapmaya devam eder (Elenme sebebi iş tecrübesi yada İK cının size gıcık olması değilse ) ve sürekli mülakatlarda elenir. 

İşveren hali ile aynı anda birçok işi daha uygun maaşa yapacak eleman ister. İş arayan ise genelde bu duruma razı olduğu halde birçok görüşmede elenir. Çok ilginç bir dünyada yaşıyoruz. İşsizlik az olsaydı işverenler çok daha fazla maaşla daha az kalifiye eleman çalıştırmak zorunda kalacaklardı. Fakat milyonlarca işsiz var ise en iyi eleman daha uygun maaşa bulunabilir. Çok basit bir iktisat kuralıdır bu. Bir malın arzı çok ise piyasada fiyatlar düşer. Fakat o mal piyasada az bulunuyor ise fiyatı yükselir. Her arz kendi talebini yaratır. Adam Smith yada David Ricardo olmaya gerek yok. 

Ülkede işsizlik 10 milyona dayandı ise insanlar istedikleri işte değil bulduğu işte çalışacaklardır. Bu da mutsuz insanlar topluluğu yaratarak bazı sektörlerde sürekli arayış içerisinde olan insanlar turnover oranını yükseltecektir. İK elindeki eleman bolluğunu kullanarak en mükemmeli seçme anlayışı içerisinde bazen küçük nedenlerle insanları eliyor. Bu elenen insanların asla  yeteneksiz ve başarısız olduğu anlamına gelmez. Sadece arzı çok olan işsizler ordusunda mutlaka sizden daha iyileri vardır ve işveren genelde onları seçer. İşverenlerin de elbette kendilerine göre bir çok haklı nedenleri vardır. Bir işçinin işverene maliyetini düşündüğümüzde elbette onlara da hak vermemek mümkün değil. İki taraf için de daha fazla anlayış ve empati ile orta yol bulunabilir. Ancak daha adil ve eşitlikçi bir iş dünyası herkesin beklentisidir.

İyi bir işe girmek bir çok şeyin bileşkesinden oluşmaktadır. İyi bir eğitim, İyi bir çevre, iyi bir dış görünüş, anlama ve anlatma yeteneği vs. Tüm bunlara bir de şans faktörü eklenirse kaymaklı ekmek kadayıfı olur:) O zaman İK cı sizden etkilenerek  bir iş şansı verebilir. İşsizlere düşen daha çok donanımlı bir hale gelerek mücadeleyi asla bırakmamaktır. Tüm işsizlere istedikleri ve mutlu olabilecekleri güzel işler bulmalarını  dilerken  işverenlere de bol kazançlı işler temenni ediyorum.

Mesut YÜKSEL

16 Mayıs 2015 Cumartesi

GÜNEŞLİ BİR HAVADA SİSLİ BİR DÜNYA





 
Pırıl pırıl aydınlık bir güneş her sabah bizi pencereden selamlıyor. İçimizi ısıtıyor ve yaşama sevincimiz artıyor. Ancak içinde bulunduğumuz durumu düşününce bazen güneş bile bazı durumları aydınlatamıyor endişesine kapılıyorum. İnsanlar gelecek kaygısı taşıyorlar. Son verilere göre işsizlik 12 milyon düzeyinde olduğu ifade ediliyor. ( Resmi rakamlara göre ) Benim şahsi düşüncem her ailede aşağı yukarı bir işsiz bulunuyor. Dolayısı ile rakam 20 milyon civarındadır. 

Bir ülke düşünün? Sürekli her şehirde ve bölgede üniversite açan ( Bence aydınlanma adına çok iyi bir şey ) Fakat o üniversiteden mezun olan gençlere iş imkanı yaratılmıyor. Bu gençler kültürlü, bilgili ve donanımlı bireyler olarak ekonominin ve milli gelirin artması için hizmet etmesi gerekirken iş bulamadıkları için kahve köşelerinde, orda burda heba olup gidiyorlar. Ülke nüfusunun büyük bir kısmı işsiz. Dolayısı ile tüketen bireyler. 

Oysa yeni iş sahaları ve fabrikalar açılsa bu insanlar ülke ekonomisine katkı sağlayacak ve ekonomimiz dünya ekonomileri ile rekabet eden bir hale gelecektir. Sosyal medyada dolaşırken İşkur'un geçen bir açıklama yapmış olduğunu gördüm. Açıklama aynen şöyleydi "240 Bin kişi iş beğenmedi" İşkur  Lisans seviyesinde mezun olan insanların mezuniyetleri ile ilgili İş bulmaları konusunda yetersiz kalmaktadır. Örnek vermek gerekirse; Lisans mezunu bir insana torna tesfiye yada gaz altı kaynakçısı işleri önerilirse tabiki bu işler tercih edilmeyecektir. 

Dolayısı ile olayı herkes kendi açısından yorumlasa da gerçekler su götürmez bir şekilde karşımızda durmaktadır. Gelecek kaygısı nedeni ile insanlar  endişeli bir durumda. Milyonlarca insanın sabah kalktığında tek düşüncesi evine ekmek götürebilmek. İşi olanların hayıflanıp şikayet ettiği ,olmayanların ise  kapı kapı dolaşarak iş aradığı bir dünyada yaşıyoruz. Ülkemizde işe alımlar çoğu zaman referans  ve etiket odaklı yapılmaktadır. 

Yetenekli ve yaratıcı insanlara işletmeler genelde bir şans vermemekteler. Dolayısı ile bu bakış açısı uzun vadede ekonomik göstergelere de olumsuz bir şekilde yansıyacaktır. İşletmeler yetenekli ve yaratıcı beyinlerden çıkacak yeni fikirlerden  gelecekte de var olabilmek için daha fazla istifade etmelidir. Dolayısı ile işe alımlarda etiket odaklılık yerine yetenek ve yaratıcılık odaklı bir bakış açısı uygulanmalıdır. Bir toplumda milyonlarca işsiz varsa ve bunların çoğu da etiket ( Diploma ) odaklı işe alım dolayısı ile işsiz ise bu durumdan korkun! Bir şeyler yanlış uygulanıyor demektir.

Firmalar ve yöneticiler günü kurtarma ve koltuk kaygısı ile çalıştığı sürece insanların umutları güneşi sisli bulutların örtmesi gibi puslu ve belirsiz bir hale gelecektir. Yaptığınız her işte önce vicdanınıza danışın! Onun onayı olduktan sonra yapmaya çalışın. "Karakteri işe al ve yeteneği eğit"! İnsanlar bin bir güçlükle bir üniversite diploması alıyorlar. Üniversitenin ismi mi önemli yoksa karakter, yetenek ve yaratıcılık mı? Herkes bunu bir düşünsün. Yaptığımız her işin bir gün mutlaka bizlerden hesabı sorulacaktır. Kimsenin hakkını yemeyin! ve doğru olana şans verin!

Sislerden arınmış güzel günlerde herkesin güneşin pırıl pırıl yansıyan ışıklarında umut dolması dileğiyle...

Mesut YÜKSEL

13 Mayıs 2015 Çarşamba

ALGI OPERASYONLARI




Sosyal Medya'da son yıllarda sıklıkla duyduğumuz bir kelime olan "Algı Operasyonu" nedir? neden yapılır? bu konuda düşüncelerimi paylaşmak istedim. Bilimin, teknolojinin gelişmesi ile sosyal medya araçları da aynı hızla gelişme gösterdi. Her türlü iletişim araçlarının bir tık ötemizde olduğu bilişim çağında insanlar sosyal medya araçlarını oldukça aktif bir şekilde kullanmaya başladılar. Dolayısı ile izlediğimiz ve gördüğümüz her şey bizim bilinç altımızda aslında bize mesaj veren araçlardır. 

Gelin bu durumu örneklemeye çalışalım. Sosyal medyada sık sık özlü söz paylaşan insanlar görmekteyiz. Bu bizim bilinç altımıza  o sözü paylaşan insanın ne kadar hümanist ve duyarlı biri olduğu mesajını iletir. Peki aslında durum gerçekten de öyle midir? İşte bu bilinç altımıza yapılan bir algı operasyonudur. Gerçek olmayan bir şeyi yada olayı sürekli kamuoyuna dikte etmek eleştri ve algı yeteneği gelişmemiş insanları ikna etme yönünde başarılı sonuçlar vermiştir. 

Bu konuda bilim adamlarının yapmış olduğu  çalışmalar çeşitli mecralarda mevcuttur. İnsanlar gün geçtikçe farklılaşarak olduğundan farklı bir görünüm vermeye başladılar. Televizyonu açtığımızda siyasiler insanları etkilemek için sürekli algı operasyonu yapmaktalar. İnsani erdemlerden  yoksun olan bazı insanlar mevlana sözleri paylaşır oldu, yardımsever olmayan insanlar sosyal medyada kendisini tam aksi yönde tanıtma çabası içerisindeler. 

Yeteneğe ve yaratıcılığa değer vererek işe alımlarımızı gerçekleştiriyoruz sloganları ile öne çıkmaya çalışan bazı firmaların mülakatlarda tam aksi yönde davranarak insana saygı ve değer anlayışlarının sadece web sayfalarında bir cümle olarak kaldığını görüyoruz. 

Dolayısı ile insanlar olsun firmalar olsun  kamuoyunda algı operasyonu yaparak ve sübliminal mesajlar vererek bilinçaltımıza olduklarından daha farklı oldukları yönünde algı yaratmaktalar. Eleştri ve algı yeteneğimiz gelişmemiş ise kuzu postuna bürünmüş kurtları algılayamayız ve onların her söylediğine körü körüne inanırız.  Bunun için, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir nesil yetiştirmemiz gerekmektedir.

Mesut YÜKSEL

25 Nisan 2015 Cumartesi

İŞE ALIMDA SANAT VE YARATICILIK KISTASI



İnsanoğlu çok eski çağlardan beri duygularının içerisindeki üreticilik ve yaratıcılığı dışa vurarak sanatın herhangi bir dalı ile uğraşmaya başlamıştır. Bu duygusal harmoni yüzyıllardır sayısız sanat eserini insanlığa birer kültür mirası olarak hediye etmiştir. Müzik, resim, tiyatro, heykel, şiir, yazı, edebiyat vb. birçok sanat dalı ile uğraşan insanlarda gözlemlenen davranış şekilleri etraflarına ve topluma duyarlı, saygı ve sevgi çerçevesinde yaşantılarını devam eden ve sanatlarını icra ederken hem kendilerini hem de toplumu mutlu etme kaygısı taşıyan insanlar olmalarıdır. 

İK da günümüzde işe alımlarda yabancı kaynaklı kişilik, karakter, sayısal ve sözel olmak üzere birçok değişik formatta testler uygulandığını görmekteyiz. Bu testlerde tamamen kişinin bilgisi ve algısı üzerindeki sonuçlar değerlendirilerek İK bir karara varmaktadır. Peki ya duygusal zeka? Yaratıcılık? Üreticilik? Sanat yönü? Bunlar İK tarafından çoğu zaman dikkate alınmayan oldukça önemli olgulardır. İK nın sunduğu testleri başarı ile geçen bir insan acaba şirketinize yeni ve yaratıcı fikirler katma konusunda başarılı olabilecek mi? Bu özelliği kıstas aldığımızda sorunun doğru cevabı çoğu zaman hayır olacaktır. 


Duygusal ve sosyal zekası güçlü olan ve sanatın herhangi bir dalı ile uğraşan yaratıcı ve üretken insanların işlerine bağlı ve çevresi ile uyumlu  insanlar oldukları sizlerce de malumdur. Dolayısı ile elbetteki bilgi önemli ve gereklidir fakat çok şeyi bilmek sizin yaratıcı fikirler üreteceğiniz anlamına da gelmez. Sadece bilgi birikiminiz işinizi rutin işleyişle kolay bir hale getirmekten fazlası olmayacaktır. İşletmelerin amaçları gelecekte de var olabilmek olduğuna göre bir şirketi gelecekte de var edecek en önemli olguların başında yaratıcı fikirler ile şirketi geleceğe hazırlamak gelmektedir. 

Dolayısı ile rutinin dışına çıkılarak, küresel rekabete ayak uydurulması noktasında işletmeler sanatçı ve yaratıcı insanlar ile yola çıkmalıdır. Bilgi ve enformasyon çağında bilgiye son derece hızlı ulaşabiliyoruz. İşletmeler bilgi alma konusunda hiçbir sıkıntı yaşamıyorlar. Çağımızda işletmelerin temel sıkıntılarından birisi sanatçı, yaratıcı ve üretici insanlara bünyelerinde  çok fazla şans vermemektir. Sanatın hangi dalı ile uğraşırsa uğraşsın yada yazarlık özelliği ile bildiğini aktarma becerisine sahip ise o insanlar özeldir ve normal insanlardan elbette farklı kişilik özellikleri sergileyeceklerdir. 


Ancak bu sıra dışılık İK tarafından çoğu zaman yanlış algılanarak bu tip adaylar işe alımlarda elenmekteler. Bir müzik aleti çalan, şarkı söyleyen, resim çizen, şiir yazan, yazı yazan insanlar bir şeyler üreten özel insanlardır. Hiç üreten ( yaratan ) ile üretmeyen bir olur mu? Kayahan'lar, Barış Manço'lar, Cem Karaca'lar, ürettikleri eserler ve duruşları   ile gönüllerimizde yer ettiler. Onlarda sıradan insanlar olsalardı kimse onları tanıyıp bu kadar  sevmeyecekti.

Burada vurgulamaya çalıştığım şey sanatçı üretir, duyguludur ve yaptığı işe de bu duygusunu yansıtır. Alışılagelmiş işe alım yöntemlerini reddelim demiyorum elbette fakat işe alım kısmında İK da revize edilmesi gereken ve eksik uygulanan çok şeyler mevcut. Sanat ile uğraşan, yazan, çizen ortaya bir eser (ürün) çıkaran  insanlar her zaman işe alımlarda diğer insanlara göre bir adım önde olmalıdırlar.

İş yerinizde ahengi, uyumu, yaratıcılığı ve üretkenliği teşvik etmek ve arttırmak  istiyorsanız bunun yolu bu insanlara değer vermekten geçmektedir. Gelin sizde bundan sonraki işe alımlarınızda işletmenizde sanat ve yaratıcılık kıstasının mülakatta sorgulandığı bir yöntem uygulamaya başlayın. İnanın pişman olmayacaksınız ve büyük oranda işletmenize doğru insanlara şans verdiğinizi sizlerde zamanla fark edeceksiniz!

Mesut YÜKSEL

14 Nisan 2015 Salı

SAMİMİ BİR AŞK İLE SEVMEK




Üzerinden ne kadar zaman geçti birini sevmeyeli, birinin gözlerinde ve gülüşünde kaybolmayalı..Ne kadar zamandır kendimi arıyorum.Yüreğimde ve aklımda sorular sahibi arıyor. Aklının ve yüreğinin söz dinlemediği ve hep onu düşündüğün anlar aslında yaşamını daha anlamlı kılan güzel anlardır. El ele yürek yüreğe yürüdüğünüz o yollarda birlikte kurulan o düşlerde insan bir masal kahramanı edası ile yaşıyor sanki.

Gerçek sevgi ve aşkın tesadüf etme ihtimali lotoda büyük ikramiye çıkma ihtimali ile aynı oranda. Birini seversin ve onu hayatının en özel yerine koymaya başlarsın ve artık hayat yolculuğunda sana eşlik edecek bir yol arkadaşı gibi düşünmeye başlarsın onu. Güneşli ve aydınlık günlerde birlikte yapılan açık hava gezilerinde insanın içi de ısınmaya başlar sevgiliye. Gezilen her türlü mekan bir anda anlam yüklenir ve adeta açıkhava müzesine dönüşür.

Birlikte dinlenen her şarkı anlam kazanır.Yenen her yemek, içilen her şey paylaştıkça daha bir tatlanır damaklarda sevgi ile. Baharla gelen tabiatın renkleri ile yürekler yeniden uyanır aşka. Çiçekler taç yapılır sevgilinin başına, bir prenses edası ile el ele gezilir onunla sahillerde. Denizin o uçsuz bucaksız mavisinde dinlenir yürekler.

Aşkla birlikte tabiat ve yaratılan her şey farklı bir anlam kazanmaya başlar. İki insan tek yürek olmaya başlar ve aynı noktaya bakmak ve aynı hedefe varmak amacı ile düşünürler. Önemli olan burda samimiyettir. Birbirini kandırmamak ve en başında tutulan ellerin bırakılmaması ve aksine daha bir kenetlenmesidir. Bir yola çıkmak elbette çok zorlu ve çetindir.

O kişiye inanıyor ve güveniyorsanız hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta bir yola çıkmak en erdemli ve dürüst yaklaşımdır. Para ve pula endeksli sevgiler içlerinde samimiyet barındırmazlar. Onların hep bir fiyatı vardır. Bütün sevgi ve aşklarda esas olan samimiyetle sevmektir. İnsanların duygularını incitmeden olmuyorsa baştan dürüst davranıp birlikteliğe hiç başlamamak en doğru olan yaklaşım şeklidir.

İlişkilerinizde belli bir aşamaya geldikten sonra ufak sebeplerle bitirmek iki taraf için de çok zor bir sürecin başlangıcı olabilir. Onun için çok iyi düşünün ve karar verin!. Kimsenin ahını almayın!.Yürek belki kolay kazanılır fakat incinince de tamiri  çok zordur. Samimi yürekler samimi aşkları hak ederler. Yapmacık ve çıkarcı insanlarsa eninde sonunda ettiklerini bulacaklardır. Tüm samimi yüreklere baharın başladığı bu yeniden diriliş günlerinde samimi bir aşk diliyorum.


Mesut YÜKSEL

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Colgate Coupons